Follow by Email

24 Ocak 2013 Perşembe

presemester

Sömestr...sömestre.. söm...ya da her neyse. Hangi dilde/versiyonda yazılırsa yazılsın her şekilde tınısı beni rahatsız eden ama içeriğine pek bir bayıldığım olay. Yarın itibariyle başlamakta. Ta tam!

Öyle demeyin, çok yoruldum. Bazı günler okulda deli danalar gibi koşturduğum oldu; yoğunluktan tuvalete gidemediğim günler filan. Bir yandan verdiğimiz psikolojik savaş ayrı bir yorgunluk. Devamlı zapt edilmeye, hale yola sokulmaya çalışılan bir zıpır ordusunun yüzbaşılarından biri olarak tatil benimdir, benim olacak.

İçerik olarak yine menzili dar bir süreç beni beklemekte. Siz zaten alışkınsınız benim bu uçlarda gezen marjinal tarzıma(!). Kah Singapur'dan kah Adapazarı'ndan, Kah Atina'dan kah Merzifon'dan buluştum sizlerle... Bu sömestırda da her an doğuracak kuzenimin bebişini mıncırmaya Bursa'ya gidebilirim; gitmişken ulu dağlara çıkıp Heidi gibi salınacağım bayırlardan aşağı. Merak edenler için, planlarım arasında tosur tosur uyumak elbette var ama zaten bu fix. Bu arada Puket'e Viyana'ya filan giden bir takım zümredaşlarım var ki kendilerine kıl olmamak elde değil. İnsanların yaşam sevinci var anacım, ölmemişler. Saide kankam da bana mükemmel bir Paris teklifiyle gelmişti ama şartlarım el vermedi. Değil Paris, Merzifon bile gülmedi bana bu somestır.

Bunun dışında vuhuuu! denebilecek bir takım gelişmeler de olabilir. Onları, gelişirse paylaşacağım. Evet.

Bizim okulda İngilizce Bölümü çapında bir heves başlattığımız "kitap kulübü" temalı cool çalışma, işler güçler yüzünden azıcık sekteye uğradı. En son Puslu Kıtalar Atlası'nı bitirdik ki film koptu. Şu ara herkes özgür takılıyor. İkinci dönemle beraber yeni bir dalga başlatacağız. 


Ancak ben bu sırada başka bir kitaba başladım. üniversiteye kadar düzenli olarak gittiğim sahafa uğradım ve ikinci ellerin arasından buldum çıkardım: Divan. Irvin Yalom. En sevdiğim şey yine oldu ve kitabı içinden notlar çıktı! Mesela bu:






Açıkçası bu asi kızın doğum günü hediyesinin sahaf raflarında ne işi var diye merak ettim. Ben Sayın Girgin'in yerinde olsam da milyonda bir ihtimal internette şu sayfaya rastlasam... vallahi çok içerlerdim asi kız. 
Aradan 12 koca yıl geçmiş. Hala hayattaysan, şu temenniden ve çocukluğundan geriye ne kaldı acaba?

Sömestir öncesi notlarımı paylaştım, sömestire boyunca görüşmek üzere.

Öpçük.

8 Ocak 2013 Salı

ta-daaa!

Kına yaktığım yerlerimin kamuya açılması toplumsal açıdan ayıp olmasaydı, gösterirdim! 

An itibariyle gelen kar tatili haberiyle yüzümde güller açmış bulunmakta. Biraz da utanmıyor değilim hani. Çok Türk'üm ya, milli karakteristiğimiz üzerine yapılan tüm klişe tasvirlere uyuyorum. Utanıyorum ama çok mutluyum be! Bir gün olsun benim olsun. Taşkınlık tadında bir coşku var üzerimde.

Öğrenciyken böyle delirmezdik kar tatili haberine; sinemaya kafeye kaçmak caddelerde sürtmek için bir fırsattan ibaretti o zamanlar kar tatilleri. Ama artık anlamı daha farklı; daha basit, daha yalın.... Uyuyacağım. Bunun için bile ağlamaklı oluyorum sevinçten...

Okulda bölümce evrene gönderdiğimiz pozitif enerjiler sonuç mu verdi, mevsimin doğal neticesi mi bilemem. Kış güzeldir, kar romantik, sahlep sıcak, tatil can...


5 Ocak 2013 Cumartesi

mücbir sebeplerden ötürü yazamadıydım

Yeni yıla girdik, artık daha fazla girmemiş gibi yapamayacağımı anladım; geldim.

Yine işlevselleştiremediğim çok havalı kelimeler, terimler ve sorularla iç içeyim. Kah Kambiyo ile ekonominin nabzını tutuyor, kah Muhasebe ile kerrat cetvelinin tozunu attırıyorum. Açık öğretim sınavlarım geldi. Onlar gelince de evde yokmuşum gibi davranamadım. Yarın sınavım olduğuna göre, bugün çalışıyorum. Görüldüğü gibi işin matematiğini de hemen kapmışım.

Değişik bağlantılar var bu ekonomi dünyasında. Adam malı alıyor, parası çıkışmıyor, mal verenin şeysine bi kağıt parçası veriyor, değerlisinden. Sonra mal verenin şeysi de çulsuz çıkmasın mı?! O da başka bi delik tıkamak için alıyor kağıdı başka birine kakalıyor. (Bu -ben çözebildiğime göre- en basit ilişki. Daha çetrefilleri de var ama tam şeyapamadım.) Bir de olay böyle halk diline ve ben gibi basit dimağların eline düşmesin diyerekten ciro, ciranta, rambursman gibi terimler üretmişler. Hani anlamayalım da bir şey sanalım kabilinden. E çekiyoruz sineye. 

N'aptınız bakalım noelden beri? 
Her yılki geleneksel "noel bize özgü mü? hıristiyan adetlerini uygulamak doğru mu? çam süslenmeli mi, hindi yenmemeli mi?" münazara yarışması netçesinde Noel'in 31 aralıkta olmadığını bir kez daha öğrenip şaşırdık; çok şükür. Yine yiyen yedi, içen içti, yeni yıl girdi, kavga bitti.

Ne biçim eğlenen insanlar,
"eğlenemezse ölecek hastalığına tutulanlar",
eğlenmenin boyutlarını zorlayıp eğlenme kavramının kendisini sorgulatanlar olmuştur çevrenizde. Ama benim gibi kırsal temalı, ortalama yaş ortalaması yüksek ve hayat sevinci düşük bir mahallede yaşıyorsanız, yeni yıl da sizin için bir sorun olmaktan çıkıyor neyse ki. 

2012'ye aza coşa girdik de n'oldu İstanbullar'da? Hım? Bu müthiş bilimsel tezime dayanarak evde, picama terlik su torbası refakatinde karşıladım yeni yılı. Bakalım bu yıl n'olcak? Heyecan, pötikare pijamam ve blogumla bekliyorum.