Follow by Email

17 Aralık 2015 Perşembe

alternatif turp

Bu yazımda bol miktarda, "soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak" zerzevat önerisi bulabilirsiniz.

Henüz ortada kış mış yok fakat ben hasta oldum bile!
Her kış adet olduğu üzere -larenjit olsun, sinüzit, akut farenjit olsun- çok çeşitli cool hastalıklarım olur.
Bkz, Larenjit Günlüğüm(2013): http://kevsererol.blogspot.com.tr/2013/11/larenjit-gunlugum.html

Bu seneyi de atlamadık. Dört gündür boru gibi öksürüp alternatif tıpla iyileşmeye çalışıyorum. Çünkü antibiyotikten kaçınmak istedim. Sonuç olarak bir haftamı nasıl katlettim bi bakalım:

İlk günlerde iyi niyetle yaklaştık ve durumu ballı ıhlamurla kurtarabileceğimizi düşündük. 
Ballı sıcak sütle devam eden tedavime sevgili bademciklerim cevap vermiyordu.
Zencefil-tarçın-karanfil triosuna başvurduk. Olmadı.

Dediler ki "Ayyy adaçayı boğazları hemen şaapıyo!" İç, gargara yap, yut, tut-bırak gibi pek çok teknikle daha pek çok ot kök içtim. 
Bağışıklığım güçlensin diye portakal suyu içtim; çatır çatır çiğ soğan yedim. Doğal antibiyotikmiş ya!

Peş peşe dört kere hapşurarak takatsiz kaldığımda bu çayların öksürük ve nezleme hava cıva geldiğini anladık ve ben de tedavide giderek agresifleştim:
Kara turpu oyup içine bal koyduk. Sulanan turpun içinden o tiksinç sıvıdan bile içtim.
Okulda bi hoca tentürdiyotu seyreltip içmemi önerdi.(!) Bu bana bi komando uygulamasıymış gibi geldi.
Geceleri artan öksürük nöbetlerim babamı bir sabır taşına çevirirken annem de şifacı olup çıktı. 

Sirke ya da tuzlu su gargarasına mecalim kalmadı. Bu sabah doktora gittim. Aldım yine fitil boyunda antibiyotiklerimi. Birkaç güne etkisini görürüm diye umuyorum. 

Öte yandan nöbetlerimi hafifletecek son bir çözüme başvurduk ki bu hepsine tuz biber ekti. Evet, biber, karabiber.
Karabiberle balı karıştırıp çimento kıvamında iğrenç bir karışım yaptık. Önce her şey güzel başladı. Bir dakika içinde vücudumdaki tüm çıkışlar ve dahi gözenekler alev atmaya başladı...

Bu arada dikkat ederseniz içtiğim her haltın içinde bal var. Hiç yemediğim kadar bal tükettim. Yani öksürüğüm geçerse sırada alerji var.

Bu kışın ilk hastalık dalgasını oral fitillerimle atlatacağım inşallah lakin içimdeki ses "okulda bu kadar hasta ve sümüklü çocuk varken bikaç dalga daha olur" diyor. Kış uzun...

Demem o ki bence şifayı kaptıysanız çaydı çorbaydı bir halta yaramıyor. Daha çılgın önerileriniz varsa buyrun yazın fakat turpla tentürdiyotun üzerine çıkabileceğinizi sanmıyorum.

Hepinize sağlıklı günler diliyorum efenim ve bu şarkıyı hepimize armağan ediyorum...


                                                         Flu song / I feel like shit...












27 Temmuz 2015 Pazartesi

detox: bir diyet fantezisi

Açıkçası hiç aklıma gelmemişti, aylar sonra ayaklarım soğuk su dolu bir leğendeyken yazacağım ve ara sıra gidip buzluktaki kıymayı çıkarıp kafamda bekleteceğim... Haziran kışlık yorganla geçtiğinden dolayı yazdan bu denli hazzetmediğimi unutmuşum. Velhasıl, üşüyemiyoruz reyizler. Yanıyoruz.

Ellerim ve ayaklarımın aşırı sıcak olması beni nicedir kıllandırır. Babamın diyabetik olması ve benim de babamın yalnızca bıyıksız hali oluşum bu endişeleri arttırdı; gideyim dedim bir baksınlar.

1 (bir) yıldır mahallemdeki aile hekiminin kayıtlı hastasıyım. 4 (dört) kez kendisine işim düştü ancak biz henüz bir kez dahi müşerref olamadık zira kendisi 1 yılda 4 seferdir "yıllık" izinde. Art niyetli gibi mi geldim size? Yok estağfurullah benim zamanlamam kötü tabii ki; adamı devamlı izin günlerinde taciz ederek hadsizlik ediyorum; kırk yılın başı izne çıkmış şurda. 

Sonuçta oradaki her işi bilirkişi Cevdet Bey, -kendisi başhekimlik terk diye düşünüyorum yoksa doktorumu sordum diye o kadar afra tafra niye yapsın- beni başka bir doktora yönlendirdi. 

İnsanların yaşlandıkça aynı mesleği icra eden gençlere güvenmemesi gerçekmiş yahu. Yaşlandım demiyorum ama yaşlanmaya yüz tutmuşum demek ki tüyü bitmemiş doktoru hiç gözüm tutmadı. Hem kendisi doktor olduğu kadar küstahtı da. Genel bir tarama istediğim için kendisine kanla alakalı tüm tetkikleri alıp alamayacağımızı sordum, tek kaşını kaldırıp laptopunun üzerinden bana bir saniyeliğine baktı ve işine geri dönerken; "Gereken neyse onları istiyorum" dedi. Ben alt metin olarak "Sen bana iş mi hatırlatıyosun lan bok?!"u okuyarak çenemi kapattım. Yarın kan vereceğim  ama ameliyata girecek gibi heyecanlıyım. 

Pazartesi itibariyle diyete başlama işini bir kademe ilerlettim ve detox'a başladım. Ne zamandır şöyle ismi havalı şeyler yapmıyordum. Bu modern otacıların ilk türediği zamanlarda duydum detox sözcüğünü ve sinek ilacı filan sanmıştım bi süre ki bence çok da uygun bi isim. 

Ailemde birkaç kişi tarafından denenmiş bu tarifte -işte en güzel kısmı geliyor!- hiç bir şey yemiyorsun. Harika! Tam temizlik! 

Hayır tabiki. Kuş yeminden hallice chia adlı tohumu, adına smoothie deyip sevimlileştirilen onlarca zerzevat ezmesiyle karıştırıp içiyoruz. Ailede henüz bir kadın üyemiz üzerinde denenmedi, ben ilk oluyorum. Aslında öyle bi tip değilimdir ama hadi bu seferlik vücudum bilime armağan olsun. 
Kıçın terlemeden sağlıklı kilo verebilme ihtimali beni de etkiledi sanırım.

Chia kelimesi Maya dilinde güç, enerji demekmiş. Uzun süre tok tuttuğu  (ki bence palavra) ve çok besleyici olduğu için yolculuklarda filan tüketmişler. Bu tabi işin satış pazarlama açıklaması. Ben yer miyim bunları?! Bilenler bilir, Mayalarla başım zaten ezelden beladadır. Diyorum demek ki Mayalar doğum günümde kıyameti koparamayınca burdan yürümeye karar vermişler. Tohum mohum... Bakalım, ne çıkacak göreceğiz. Ya bir haftaya ortalıkta fit fit dolanacağım, ya da acımdan evin bir köşesinde kakalak misali ters dönüp debelenirken bunulacağım.