Follow by Email

7 Ekim 2012 Pazar

nasıl evde kaldım?

Blogda anlatmak istediğim pek çok konu bazen kafamda birikerek bir yığın oluşturuyor, sonra ben onları unutuyorum tabi görmeyince. Ta ki bir arkadaşım bir iletisinde değinip hatırlatıncaya kadar. 

C. yeni evlenen bazı arkadaşlarımızın kendi soyadlarından tamamen vazgeçip "beylerinin soyadlarını" gururla taşımalarını kınamış. Aldığımız onca toplumsal cinsiyet derslerinin nereye gittiğini sormuş. Haklı olarak.

Ona katılıyorum. Sadece facebook aracılığıyla mutluluklarına tanıklık edebildiğim bazı arkadaşlarımda değil, etrafımda yeni evlenen bazı insanlarda da yoğun ve akışkan bir coşku göze çarpıyor. Tabiki ekstra mutlu olunuyordur ama iletilerindeki eşine tapıcı ifadelerde ya da imzayı attıkları gibi bir koşu facebooka girip soyadı değiştirmelerinde ben anormal bir şey hissediyorum. Kaçıklık gibi.

Ne bileyim. Bu kadar mı katlanamıyordun soyadına, bu kadar mı zor bekledin? Yani soyadın Eşekcanbazı, Motor, Kıllı gibi bir şeyse, reşit olduğun gün git evlen zaten bu zulme can dayanmaz... da, coşkularını anlayamadığım bir kitle var işte.

Bu konuya ilişkin, merakıma ciddi ciddi hasıl olan başka bir şey daha var. (Evlendiğim zaman buna kendimde de ayrıca dikkat edeceğim.) Hani çiftler aylarca günlerce oradan oraya koşup ev düğün eşya vb. telaşlarda oluyorlar ya, sonra iki üç saatlik bir törenle olay bitiyor. Evleniyorsun, maraton bitti, millet duruldu, çeneler kapandı, olay buydu, herkes bir rahatladı artık... Peki ertesi sabah olunca uzun zaman boyunca vaat edilen ya da hayali kurulan manevi doyuma hakikaten ulaşılıyor mu? Birinin karısı/kocası olma fikri bu kadar coşturucu, göz karartan bir duygu mu? Çünkü düğün sonrasında buram buram ilan-ı aşklar, bi bi şeyler... 

Bana şimdi şöyle geliyor: çok uzun zaman boyunca hem psikolojik olarak (kızlar çocukluktan itibaren bir gün gelin olacaklarını düşünerek/bilerek yaşarlar) hem de koşturarak sadece bir güne hazırlanıyorsun. Sanıyorum ki ee şimdi n'olcak yani? gibi bir boşluğa düşme gelir bunun arkasından. Uğraş didin, hayaller hayaller hayaller... Sonra her sabah kızarmış ekmek kokusunda çay demle, o işe giderken sen masada zeytin çekirdeklerinden tren yap, kalk kendine bir keyif çayı doldur.... Ne bileyim... Daha fazla/farklı değil mi beklenti? Ama neticede böyle olmuyor mu? Olmuyor mu?

Denemedim henüz, bilmiyorum. Farazi konuşuyorum, evliler alınmasınlar. Ama bana şu anda öyle geliyor. Yani biraz bokunu çıkartma derecesinde abartılıyor herhalde bu evlilikler. Bu yaz öyle gördüm en azından. Halbuki beklentiler bu kadar şişirilmese, evlenince bi bok olucaz zannetmesek, böyle bir endişem de olmazdı herhalde.

Mesela bir okul arkadaşımın evlendikten sonra sadece birkaç fotoğrafını gördük ve evlendiğini öğrendik. Hiç bilmiyorduk önce sözlüsüyle nerede akşam yemeği yediler, hiç duyamadık çıkma yıl dönümlerinde o sözlü ona ne hediye etti, hiç öğrenemedik nişanında ne giydi... 

Senin benim gibi insanların ilişkilerini medyatikleştirebildikleri mecralar çok kısıtlı ya, bu medyatik hareketler bezen çok acıklı, çok çiy duruyor bu yüzden. Facebook işte mesela. Herkesin bambaşka amaçlarla doluştuğu bu alana en özel anlarını çatır çatır koy malzeme et sonra Gangnam style vidyosunun üzerine denk gelen "ve biz evlendikkk!" temalı albümün benim içimi acıtmasın. Ziyanlık ya.

Evet, çenem düştü. Yeni evlileri buradan bir kere daha öpüyorum. Çok gaza gelmemelerini temenni ederek, heyecanlarını biraz daha kontrollü yaşamalarını rica ediyorum. Yeni gelinsin arkadaşım sen hem, sana "süzülmek" yakışır.