Follow by Email

23 Mart 2013 Cumartesi

yol hikayesi böyle olur

Çeşitli nedenlerle yaşamakla koma arasındaki ince çizgide kaybolan K.E (24) geçtiğimiz hafta sonu yol kenarında mutlu bulundu. Olayları kronolojik olarak aktaracak olursak, benimle kısa bir tura çıkmanız gerekecek:



Buraya nasıl gelinmişti?

Uzunca zamandır hafta sonları da iş ya da işle ilgili mevzularla ilgilenen; kendine ayırdığı zaman wc'de geçirdiği zamanla kısıtlı olan ve bu sayede kronik kabızlık problemiyle barışan genç kadın, nihayet kafasını kaldırabilecek zamanı yakaladığında kendini İstanbul otobüsünde buldu.

Harem'e giden otobüs şoförleri (aslında bir tanesi) metrobüs durağında yolcu indirme fikriyle dehşete kapılıyor, küplere biniyordu. Ve genç kadın her defasında o bir tane adamın seferine bilet almayı başarıyordu. Aylar sonra ilk kez arıza çıkartmadan yolcuyu metrobüs durağında indirebilecek bir şoföre rastlanmıştı. 

Ancak bir süre sonra gelen muavinle umutlar söndü. Otobüsün yolda duramama gerekçesi akıllara zarardı. Otobüsün debriyajı bozulmuştu... Bakınız, radyo, silecek, far filan değil; debriyaj! 

Tüm yolcular yolun kalan kısmını ya trafik sıkışır da E5'in orta yerinde bok gibi kalakalırsak korkusuyla; Allahım nolur takip mesafemiz kısalmasın da durma tehlikesi yaşamayalım diye dua ederek geçirdiler. Harem'e gelindiğinde tablo korkunçtu: otobüsün muhtelif alarmları çalıyordu. En güzeli, bagaj kapıları kilitlenmişti. Otobüs yolculara direniyor, kapılarını açıp insanların bagajlarını vermiyordu bir türlü. Tansiyonlar yükseliyor, trajikomik sahneler yaşanıyordu.



Genç kadın nasıl sıyırmıştı?

Mühim bir organizasyon üzere giyinip süslenen genç kadın kuaförden çıktığında tablo giderek rezilleşti. Tüm hafta kıçımızda boza pişiren hava kara tipiye dönmeye başladı. Fönlü saçları önce kökten uca havalandı, sonra sağa sola dağıldı. Öyle ki, fönden önceki hali çok daha iyiydi. Gaspa uğramış da darp edilmiş gibi bir hal aldı canım saçlar. Tutam tutam, yolum yolum... Şemsiye dönüp de bir tarafa kaçmadan önce genç kadın kendini toplu taşımanın güvenli kollarına atabildi.

Tam da kafamda bardak kırıcam artık Allah'ım! noktasına yaklaşmışken, son gol yine doğa anadan geldi. Genç kadın, yanlarından 'hunharca' geçen A6'nın sıçrattığı suyla yıkanan sevgili arkadaşını boş ve yılgın bakışlarla izledi. 

Daha ne olsundu? Murphy kanunları kimin yakasını bırakmıştı ki? Hayat zordu, chaostu (keyos). Zaten mahallede oynayan çocuklar da kızcağıza "kadın" diye hitap ediyorlardı.  Volkan! şutu çekme lan kadın geçsin bi... Gece, gerilmiş kasları yumuşatıp normal mimikler yapma çabasıyla geçti, ele güne daha fazla rezil olunmadan gün bitti.

Dönüş yolunda her şey güzel başladı. Adapazarı terminalinden servise bindiğinde, nasıl oldu da bi bok olmadan bu servise binebildi diye şaşkınlık içindeydi; anlamsızca gülüyordu. Yanındaki sarı lüleli güzel çocuk annesinin bacakları arasında dikiliyordu; bakıştılar, gülümsediler, ve çocuk hörrk! diye kadının sırt çantasının üzerine kustu. Dizinin üzerine sıçrayan yenmiş lakin sindirilememiş yeşil şeylere baktı kaldı kadın... O küçük güzellik abidesi kız içine şeytan kaçmış gibi sarsılarak kusmaya devam etti, hole. Güzellik ve iğrençliğin böylesi sentezine ne vakittir tanık olmamış, bu kadar şapa oturmamıştı. Sessizce  dizini ve çantasını temizlemeye koyuldu. Hani bazı şeyler "yalama" olur ya, bu yolculuk yalama olmuştu.

Dönüşte karmakarışık bir haftayla kucaklaştı genç kadın. Çevre projesi kapsamında şehrimize ve dahi okulumuza teşrif eden yabancı uyruklu 18 arkadaşla mağcera dolu  bir hafta geçti, geçiyor. Bu mağceralardan bilahare söz ederim. Şimdi gidip önümüzdeki haftaki toplantılara manen hazırlanmam gerekiyor. 

Her şeye rağmen hafta sonu candır. Bir de ben geçen aylarda doğan kuzenimin bebesiyle ve yandan teyze olmanın mutluluğuyla gülümsüyorum.

May God be with me. Amen. Hadi bakalım.




9 Mart 2013 Cumartesi

sarı lira

‘Yaşamak değil, beni bu telaş öldürecek’ 
Dediği gibi şairin ; 
O telaşla bırakın Paris yolunda ılık rüzgarla taramayı saçlarınızı 
Sevdiğimizle doyasıya bir sohbet bile edemezdik biz... 
Gözümüz saatte söyleştik hep, 
Koşuşur gibi seviştik, yarışır gibi çalıştık. 
Hep yetişilecek bir yerler vardı, aranacak adamlar, yapacak işler... 
Bir sonraki günün telaşı, bir öncekinin tersine bulaştı 
Başkalarının hayatı, bizimkini aştı.
Kör karanlıkta çalar saat sesi yerine ; 
Kuşluk vakti, kızarmış ekmek kokusu 
Veya yavuklu busesiyle uyanma düşlerini ha babam erteledik. 
20’li yaşlardayken 30’lara kurduk saatin alarmını 
30’larımızda 40’lara, belki sonra 50’lere... 
Lakin öyle yanlış kurgulanmış ki hayat, 
Kuşlukta uyanma fırsatı sunduğunda size, 
Artık uyku girmez oluyor gözlerinize... 
Doyasıya söyleşmek, telaşsız sevişmek için bol zamana kavuştuğunuzda, 
Söyleşecek, sevişecek kimsecikler kalmıyor yanınızda... 
Özenle sakladığınız bir sarı lira gibi ömrünüz; 
Vakit gelip sandıktan çıkardığınızda, bir de bakıyorsunuz ki, 
Tedavülden kalkmış. 

Orhan Veli Kanık

Bir sevgilinin size verebileceği pek çok hediyeden daha güzeldir satırlar; üstelik gerçeklerse. Görürsünüz ki sizin gerçekleriniz, çoğu zaman gözünüzü korkutan gerçekleriniz, paylaşılıyor. Her şey basitleşiyor o an. Hayat güzelleşiyor. Aksilikler törpüleniyor, yumuşuyorsunuz. Onun hayatınızda olması, sizi dik tutan, tutunduran şeylerden. Teşekkür ediyorsunuz, önce içinizden, sonra bağıra bağıra.