Follow by Email

25 Temmuz 2013 Perşembe

elimin hamuruyla

Kendim yaptım diye söylüyorum, cheesecake yaptım. Ama bir olmuş bir olmuş, aman diyeyim...

Son zamanlarda giderek zayıflayan mutfak kabiliyetim; en son geçenlerde katlettiğim puding, evet pudingten sonra, kendimi yetenekli hissedeceğim yeni şeyler aramama, bulamamama ve bunalıma girmeme sebep olmuştu.  Üzerimdeki "nişan" baskısıyla artık elimin kepçe tutması gerekliliği bilinçaltıma işlenmeye başlamıştı ve ben bu telkinlere iyiden iyiye teslim olmaya başlamıştım. Allah'ım n'apacaktım? Yiğidim yorgun argın işten geldiği vakit önüne bir tas çorba koyamayacak mıydım? Ağız tadıyla kaşıklayacağı tas tas has hoşaflar pişiremeyecek miydim? Her başarısız tecrübemde ileride (günlere katılacağım kadar ileride) muhtemel misafirlerime birer dilim ekmek yağlayıp servis etmeyi iyice kafaya koymuştum ki bugün o lanet kırıldı. Yeniden sahalara dönmüş olmanın haklı gururunu ve havasını yaşıyorum. Anam çok pis çiskek yapıyorum.

Yemelere doyamadığım bu tatlının gerçekçi bir tarifini bir türlü bulamamıştım; artık dün gözümü karartıp Elida'nın Aşk Çeşmesi adlı blogdan uyguladığım tarifi aldım.

18 Temmuz 2013 Perşembe

aklımda tuttuklarım

Geçen ramazan ifrit olduğum davulcunun marifetlerini anlattığım ve evimizin biçare krokisini çizdiğim yazımı yazdığım anı bile hatırladığıma göre, zaman çok acayip bir hızda geçiyor. Ve geçen yazdan beri davul da aynı tokmak da. Davulcu da. Ama yine de hayatımdaki aksiyonlar o biçim. 

Çok yanlış bir otel seçimiyle, otel kısmında çuvallayan Çeşme tatilim, sürpriz bir evlenme teklifiyle direkten döndü! Ya, ummuyordunuz değil mi? Ben de.

Sevdiceğim pek çetrefilli yollardan geçmiş, üşenmememiş hazırlanmış. İzmir'in bağrında oturduk tatlı tatlı. Evet dedim gitti. 
Öncesinde sebeb-i ziyaretlerini de alıp geldiler tabi; istediler. "İstenen" kişi olmanın ruhuma hissettirdikleri çok ilginçti ancak "verilen" kişi olmanın yaşattıklarını tarif bile edemem. Babacığım nereye kadar kanırtabilir; gençler konuşmuş anlaşmış. (Bu arada, sevgili demeye ar eden naif insanların yaşadığı bazı yerlerde sevgiliye, görüştüğü kişi, istediği kişi yanı sıra konuştuğu kişi de deniyormuş.)  

-Konuştuğun biri var mı?
-Nası yani?

Neyse uzatmayayım. Babam da konuştuğum çocuğa maksimum üç saat direnebildi. Sonra beni verdi. Ağlayacak gibi oldum o sıra. Neredeyse verme, vazgeçtim demek istedim.

Sonra hemen moda girdim tabi. Gelin damat makyaj moda nişan bohça yüzük ot sap sitelerini gezer oldum. Bağyan oldum ayol bağyan oldum! Ağustos'ta nişanlanıyorum. Annemle çok güzel lavanta keseleri tasarladık ve yetinmedik, hazırladık. Havlularımızı süsledik. Telif hakları annemde, henüz paylaşamıyorum. Yavaş yavaş detayları öğrenmeye başlıyorum. Öğrendikçe Onur'u bunaltıyorum. Nişana kadar vazgeçmese bari. 

İzdivaç mevzusu uzun, anlatır dururuz. 
Hep derim, çok iyi ablayımdır ben diye. Herkes kardeşini en fazla dersaneye götürmüştür bugüne kadar; ama ben tersaneye götürdüm. Evet.

Kerem gemi inşaa mihendisi olacak; bu yaz stajı var İzmit'te. Beynime sıcak mı geçti, can yoldaşı mı olayım dedim kırk dakikalık yola, niye öyle br karar aldım bilmiyorum ama takıldım peşine ben de gittim. Gitmeyin. Gemiye binin ama tersaneye gitmeyin. Hele öğlen kaynağında hiç önermiyorum.

Çeyizimin en nadide parçalarının puzzle tablolarım olduğunu söylemeliyim. Marjinal gelin. Yerseniz.
Şimdi de başka bir tanesi üzerindeyim, beynimi akıta akıta puzzle yapıyorum. Zevkle!


Bu da fotoğrafı. Instagramım yok diye çok hayıflanır oldum. fotoğraflarım hep böyle ezik ezik. Halbuki instagram olunca, grup fotoğraflarımızda iki sandalye bi masa kafeler birdenbire Paris kafelerine dönüşüveriyor, basma pazenden elbiseler oluveriyor sana Coco Chanel. Her bir kare öyle asil, öyle çekici. Bende teknoloji şimdilik bukaa, idare ediverin gari.

Arada hala mutfağa girdiğim oluyor ama Ramazan'da açlıkla tetiklenen depresyona neden oluyor bende mutfak. Yeni keşiflerimi de bir ara paylaşırım.

Atladığım şeyler var muhtemelen. Zamanla aydınlanma yaşarım, yine dönerim.