Follow by Email

15 Mart 2016 Salı

ölmez sağ kalırsak...

Az önce işten geldim. Haftalardır ilk defa kendi başıma televizyonu açtım. Ses olsun, kafam dağılsın diye. 
Yazmıyorum ben gündem hakkında. Herkes yazıyor. Gündem kanlı olunca ben iki türlü hissediyorum: ya lanetler okuyarak terörü kahredesi bir ruh halim oluyor; ya da gaddarlık derecesinde hissiz, uzak. İkisi de yazmak için çok tehlikeli ve çok etkisiz duygular. Hem zaten herkes yazıyor. Bir lanet diyorum, eksik olsa ne olur. Hem herkes de yazıyor. Ya lanet ediyor ya da ne kadar acıklı bir hayatımız olduğunu gözümüze sokan acıklı haberler paylaşıyor, içimizi kanırtıyor.

Ben yazmıyorum fakat yazmak gerekiyormuş çünkü mesela garda geçen bomba patladığını; yine -kanları yeni kurumuştur- Kızılay'daki patlamayı filan hep unutmuştum. Şimdi unuttuysam yıllar sonra (o kadar yaşayabilirsem) bunları hatırlamak gerekecek. Ömrümün en güzel günlerinde ölümle iç içe yaşamak zorunda kaldığımı ve bir gün, bu vakitsiz ölümlerden menekşemin ölümünden etkilendiğim kadar etkilenecek derecede insanlıktan kopabildiğimi...bunları kendime hatırlatmam gerekecek. 
Böyle diyorum çünkü az önce beynim yandı. Kanallarda sırayla stil programları, evlilik ve gelin programları almış yürümüş. Bir baktım, onlar da unutmuşlar. Ha belki de onlara hiç söylememişlerdir ülkenin paranoyak olduğunu, onlar hala dönemimizin Lale Devri'nde zevk-i sefa içinde takılan besili cahillerdir. Ve daha acısı,  belki şimdi kanalı  arayıp dümdüz gitsem, insanları avutmak gibi erdemli bir vazife yaptıklarını iddia eden densizler bile çıkar.

Sabahtan beri annemiz, ablamız, halamız, komşumuz bu vicdansızların birinden kaçındı; belki ikincisinden, ama sonunda oturup birini seyretti. Kahretsin ki gün çok uzundu; ne yapsınlar?! Dün yaşanan "geleneksel(!)" Ankara terörüne olan kin ve nefretleri öğlene doğrı mecburen soldu...İyi dedim n'apsınlar izleyecekler tabi fakat bugün bir süre Boğaziçi Köprüsü kapatıldı; bomba şüphesi bulunan sahipsiz bir araç var diye. (benzini biten dangalağın tekininmiş şükür) Okuldaydım ben. Çok hissizdim yine oysa. Ama kocam geldi aklıma. O köprüde her gün yaklaşık 2 saatini geçirdiğini düşündüm. Çok endişelendim ve hemen sonra utandım, çünkü aylardır ölmekte olan insanlar için, benim de canımın yanma ihtimali doğduğunda içim yeniden sızlayabildi. 

Kendimden utandım; yine tüm tesirsizliğimle sadece çok içten dua ettim, eve geldim. Sonra baktım bu Allah'ın belası maymunlar var ekranda. Mecbur kaldım yine lanet okuyası moduma girmeye. Gel de girme.

Birkaç güne Gar gibi, Sur gibi bunu da unuturuz. Orası kesin. Şöyle ki: Facebook gibi yerlerdeki profil değişimleri rutine bağladı bu ülkede ne zamandır:  

1. yıl dönümümüz  -  #soma  - prensesimizin doğum günü  - siyah kurdele  - gelinlik fotoğrafları - kÖMÜR -  okul pikniği - UnutMADIMAKlımda   -   kuzen buluşması fotoğrafları -  terörü lanetliyoruz!  -  aşkımla kahve keyfi - anKARA....

Bu acınası döngüde acılar insanlığımızı körlerken yaratıcılığımızı geliştiriyor. Her acı da, acımızı daha da vurgulu daha da ustalıkla anlatıyoruz. Fakat öğlene doğru acı geçiyor; hatta bazen bir reklam arasında milletçe bu acıyı paylaşıp rahatlayabiliyoruz.

Unutmanın bize bahşedilen en büyük yeti olduğunu düşünürdüm hep. Artık bu yetimizin hamurunda acaba biraz aptallık da mı var diyorum. Olsun. Şimdilik hayatta olanlar 'hayat'a bir biçimde devam edebilmek için bunu da içimize bastıracağız. Eşşek şakasına dönen terör korkusu ve bizzat gerçeğiyle ölmez sağ kalırsak, duygulalarımı daha iyi ifade edebildiğim yazılarım da olur. Sinirim bozuk. Yazamıyorum.