Follow by Email

8 Ekim 2014 Çarşamba

tafram gelin olacam diye

Ben yokken burada neler oldu bilemiyorum ama siz görmezken benim işler epey karıştı.

Şimdiye dek hayatımın hiçbir aşaması çok kolay olmadı. Bunu kendini önemseyen herkes aşağı yukarı böyle ifade eder ama nasıl anlatsam? Genelde fazlaca teknik ve manevi sıkıntı yaşayarak ilerledim. Ama ilerledim tabi. Neyse, durum öyle olunca evliliğimin de tereyağından kıl çeker gibi olmayacağını az çok anlamalıydım.

Evlenme kararım pek çok ciddi kararkarı da beraberinde getirdi. Alıştığım bir işim, çok sevdiğim bir hayat, vazgeçilmesi süper enayilik alameti olan konforum vardı. Bir çırpıda tüm rahatımın içine eden kararı vermekten de çok mutlu olduğumu ulu orta söyleyerek romantik görünmek istemiyorum aslında ama gelin psikolojisiyle olur öyle şeyler artık.

Evimin, şehrimin, sorumluluklarımın değişeceğini kestiriyordum da sanıyorum hesaplayamadığım bir şey oldu. Ya da kötü hesapladığım. Birkaç gündür gözüme hayatımın en büyük hatası gibi görünen şey, umarım ve yürekten dilerim ki ileride ‘iyi ki’lerim arasına girer:

Ben bunca ‘yeni’nin üzerine bir de yeni işe başlamakta bu kadar acele etmemeliydim. Hiçbir alışma sürecimde bu kadar yıprandığımı hatırlamıyorum. Okul zaman kontrolümü eline aldı. Her günümü ve dahi saatimi okula göre ayarlar oldum ve bu öyle yanlış bir zamanda başıma geliyor ki… Tek sorun bu. Çok yanlış bir zaman. O kadar yanlış ki otobüsten inip kınama yetişeceğim neredeyse. Zaten o düğün iznini almasam ne iyi olurdu; hele o balayı ne kadar gereksizce uzatıyor nasıl da aksatıyor işlerimi… 

Bu deneyimin bu kadar insanı sıkan, kısıtlayan bir deneyim olacağını azıcık tahmin etseydim gayet de hemen çalışmaz, akşamları tarhanamı pişirip beyimi bekler, vereceği haftalığımla da pazarımı yapardım. Mis be.

Yetmiyor gibi her hafta sonu bir macera; kah Adapazarı’ndayım kah Ankara’da. Kah İkea’dan çıkıyorum kah Modoko’dan. Kah öğretmen oluyorum kah gelin…

Böyle olmuyordu değil mi? Bu şekilde olmaması lazımdı?

Ya da aksine; böyle iki arada bir derece evlendiğim için çok şanslıyım. Ellerimi evimin duvarlarından gezdirip duygusala bağlayacak vakit bulamıyorum. Gözümü açıp kapatacağım. O arada sıkılmış yüzlerce el, öpülmüş yüzlerce yanak, çeyrekler, halaylar, tey tey tey, ve ‘gelirken ekmek al’…

 Çok seri olacak belki de geçişim, iyi olacak.

Yenilikler iyi güzel; işe ayak uydurma çabası üstüne cilası oldu. Ya ben bu cilada boğulup bir sabah taze kocamı boğazlayacağım; ya da bir gün gelecek iyi ki her şeyi ateşi ateşine aradan çıkarmışım, iyi ki çalışmışım diyeceğim.

Bu hengamede yeterince ağlayıp üzülemediğim bekarlık günlerimin yanı sıra aslında hiç kaçırmak istemediğim anlar da yitip gidiyor. Bugün bence bir evlilik yıldönümünden bile daha önemli bir gün. 4 yıl önce yola çıkmaya karar verdiğimiz gün.

Çektiğimiz sıkıntıyı gülerek anacağımız, daha sakin daha stabil nice yıllarımız olması dileğiyle…


Gençlere de buradan naçizane tavsiyem; aşrı aşrı memleketten oğlan sevmesinler. İki tarafı da bağlayıp ortada bir düğüne tavlayamazsan il il gezip 3 gün 3 gece düğün yapmak zorunda kalıyorsun. Bir zor, bir zor… Anlatamam. Yapmayın yavrum. Kıymayın gençliğinize.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumu olan insanlara bayılırız biz.